Silva Özyerli
Ev Yapımı Likör
Likör Çeşitlerim
Likör Yazılarım
Karaladıklarım
Basın
Diyorlar ki
Silva Özyerli kimdir?
Yıllar önce bir ortamda: ‘Meyvelerle konuşan, baharatları konuşturan kadın’ diye lanse edildiğimde hafiften yüzümün kızardığını hatırlıyorum. Bu, bana özel bahşedilmiş bir yetenek değildi; biraz meyve, biraz baharat, biraz sohbet ve elbette bir tutam gönülle isteyen herkes başarabilirdi çünkü.

Birçoğumuz o veya bu sebepten ötürü doğduğumuz şehirlerde değiliz artık. Amma ve lakin geride bıraktığımız şehirler, geçmişle olan bağlarımızı yani ritüelleri, özlemleri, gündelik hayata ve insana dair ne varsa bu güne eklemleniyor.

Bir müze düzeni ve titizliğiyle sergilenen görsel zenginliklerle beraber, bolluğun, bereketin rengarenk kavanozlarda saklandığı, bir nevii hapsedildiği evimizin kilerindeki çeşitlilik ile, yaşamın kültürel renklerinin, çeşitliliğin henüz yitirilmediği Diyarbakır’ında geçti çocukluğum. Yaşanmışlıklar kısa olsa da mayası derinlerde bir yerde duruyor. Yol sizi nereye götürürse götürsün, parmak uçlarınızla dokunduğunuz her şeyi geçmişinizle harmanlandıran bu mayadır.

Yarattığımız her müze geçmişimiz, anılarımız, kültürümüz ve aidiyetimizle oluşturduğumuz bir alandır. Ve bütün bunlar belli yaşanmışlığın, birikimin uzantısı; geçmişten aldığımızı geleceğe taşıyacağımız bir ‘iz’dir artık. Çünkü bellek olmadan kültürü, kültür olmadan da ritüeli gerçekleştiremeyiz. Unutmayalım ki, hayatımızı ileriye dogru yaşarken geçmişimizle anlam ve değer kazandırız.

Bizden sonraki kuşaklar da bu güzergah üzerinden yürüyecek. İstedim ki, geleceğin vaadettiği umut onların tanık olmadıkları geçmişle harmanlansın. Onlar biraz kendileri olsunlar, biraz da biz. Ve her şeyden önemlisi birbirini unutmaya yüz tutan kültürler birbirlerine ufak dokunuşlarda, anımsatmalarda bulunsunlar, hiç olmazsa küçük bir selamı esirgemesinler birbirlerinden.

1986 yılında vefat eden annemden bir kavanoz vişne likörü miras kaldı.

Küçük bir cam kavanoz, büyük bir ‘MİRAS’…

Diyarbakır’da başlayıp İstanbul’da süren hayatların kırık dökük hikayelerini de barındıran bir kavanoz. Çünkü o hayatlar bir yerlere savrulmuş olsalar dahi, vişne likörünün içinden yayılan, taşan rayiha hepimizin ruhunda, yaşanmışlığında...

O sadece bir vişne likörü değildi artık ‘hazine’mdi. Yaşanmış anıların, köklerin, kültürün ve belleğin peşinden yürüyeceğim uzun, ince bir yolculuğun ilk adımlarıydı. Belki de annemin: ‘Rengimi kaybettim deme! Git… Kültürün renklerine, hayata güzellik katan tatların peşinden git.’ diyen sesiydi artık. O günden beri bıkmadan, usanmadan gidiyorum… Arıyorum… Yaratıyorum.

Çeşit çeşit likörler yaparak çocukluk müzemde, belleğimde kalan renklerle birlikte o tadı ve rayihayı arıyorum. Kaybettiğim lezzetleri bulmaya, yine yeniden hayatın içine, merkezine taşımaya çalışıyorum.

“Meyvelerle konuşan, baharatları konuşturan kadın,” tanımlaması benim için bir utangaçlığı beraberinde getirmişti. Şimdi düşündüğümde utangaçlık bir kenarda dursun; dem vurduğum

“gönül işinden” dahi olsa başta da söylediğim gibi meyve ve baharatlarla konuştuğum bir gerçek.

Ve artık kavanozlar açılmalı kokular, lezzetler birbirine karışmalı…
Silva Özyerli © 2014. Tüm hakları saklıdır.
powered by sinaps iletisim