Silva Özyerli
Ev Yapımı Likör
Likör Çeşitlerim
Likör Yazılarım
Karaladıklarım
Basın
Diyorlar ki
Yaptığım Likörler
Keçi Boynuzu

Yıllar önce kardeşimle bir Temmuz sıcağında Antalya’nın, Kekova-Üçağız yani Kale Köyü’ne bir seyahatimiz olmuştu. Bu  küçük ve şirin köy SİT alanı içerisinde, denize dik olarak uzanıyor. Yazın o kavurucu öğlen sıcağında bir rehber eşliğinde daracık sokaklardan köyün kalesine doğru  tırmanmaya koyulduk. Ve bir müddet sonra kan ter içinde zırveye ulaştık. Kuru, çorak, sarı sıcak çatlamış bir toprakta yapayalnız bir ağaç  gördüm. Zirvede tek başınaydı. O yalnızlığıyla birlikte nasıl mağrur ve asil duran bir ağaç. Meyvesi usul usul, damla damla toprağa akıyordu, sessizce… Uzun uzun bakıştık, bırbirimize aktık.  

Rehberin: ‘Burası eski bir Rum köyü…’ cümlesi sessizliği bozdu. İrkildim!

O gün İlk kez gördüğüm, duygusal bağ kurduğum ve sessizce konuştuğum ağaç, keçiboynuzu ağacıymış meğer. 

Yıllar sonra da keçiboynuzu meyvesinin içinden çıkan o küçücük yassı tohuma yani çekirdeğe ‘karatyo’ dendiğini öğrendim. Yüzyillar öncesinde elmas, pırlanta ve diğer değerli taşların  kütle ölçümünde ‘karat’ tanımıyla günümüze kadar ulaştığını öğrenince daha da büyülendim. Keçiboynuzundan çıkan onlarca tohumun ebadı farklı olsa bile hep aynı ağırlıkta olduğunu, hiç değişmediğini; 5 adet keçiboynuzu tohumunun ağırlığı Osmanlı’da kullanılan 1 dirhem ağırlık ölçüsüne tekamül ettiğini de öğrendim.

Doğanın doğal ve mütevazı ağırlığı…

Her keçiboynuzu likörü yaptığımda elimin derisi sertleşir, nasıra bağlar. Bu durum ağacın yalnızlığından mı,  meyvenin adını aldığı keçi karekterindeki inatçılık ve sertliğinden  mi kaynaklanıyor? Bilemiyorum.   

Ama çok değerli, derin ve asil lezzetle bir likör olduğunu biliyorum.

Silva Özyerli © 2014. Tüm hakları saklıdır.
powered by sinaps iletisim