Silva Özyerli
Ev Yapımı Likör
Likör Çeşitlerim
Likör Yazılarım
Karaladıklarım
Basın
Diyorlar ki
Yaptığım Likörler
Kızılcık

Çocukken bizim evde kızılcık likörü, şurubu veya marmelatı yapılmazdi. Belki de yöremizin toprağında yetişen bir ürün olmadığından dolayıydı, kim bilir?

Benim kızılcıkla ilk tanışmam İstanbul Kadıköy’de oturan, eşimin büyük dayısının yani rahmetli Takvor ve Nıvart Kemiksiz’in evinde oldu. Bursa Karacabey’de başlayıp Samatya’ya savrulan bir hayatın, oradan da Kadıköy’e uzanan uzun bir hikâyenin sahibiydi Takvor Kemiksiz.

Bir taraftan baba mesleği olan kundura tamirciliğini Samatya’daki dükkânında sürdürürken, diğer taraftan  1930’lu yılların başında kurulan ‘Fanfar Bandosu’nun trompet sanatçısıydı. Sanatın, zanaatın ve icracılarının hoyratça tüketilmediği bir zamanların İstanbul’unda sanata  ses ve nefes veren zat-ı muhteremdi Takvor Kemiksiz. Daha sonra kurulan ‘Hilal Orkestrası’nın da  vazgeçilmez tropetçisi olmuş, sonraki yıllarda Beethoven’nin “9. Senfoni’sini çalan kunduracı” diye anılmaya başlanmış. Geçinmek için kunduraya, ruhunu beslemek ve nefes almak için ise trompete can veren namı diğer Takvor usta,  hayat hikayesiyle TRT’ye belgesel olmuş,  Aydın Boysan’ın  ‘İstanbul’un Kuytu Köşeleri’ kitabının da ‘Samatya’ bölümünde buram buram İstanbul kokusunu, tarihi ve dokusunu günümüze taşıyarak ölümsüzleşmiştir..

Eşimle yıllar önce bir Paskalya sabahı ziyaretlerine gittiğimizde yaşadıkları o “ nohut oda, bakla sofa” misali eve ne kadar çok hikâye ve anı sığabileceğini, o küçücük  mutfakta ne güzellikler üretilebileceğine gözlerimle tanık oldum. Bugünün moda deyimiyle nostalji yani tarih kokan ev, şimdilerde bayıldığımız siyah beyaz fotoğrafların doğal stüdyosu gibiydi.     

Nıvart tantik üzeri dantel örtülü kızılcık kavanozu büyük bir dikkatle raftan indirdi. Yaşlı, yorgun elleriyle ağır ağır doldurdu. Küçük gümüş bir tepsiye önce iğne oyasını yaydı. Üzerine özenle yerleştirdiği tepsinin ağırlığına, içinde yılların yaşanmışlığını biriktirdiği kamburunun yükü eşlik etti.

Gümüş bir tepside sunulan kızılcık likörü ve Nıvart tantik’in:  ‘Her sene bu günlere…’ cümlesi, bir hoş  seda bıraktı zamana ve gökkubbeye…

Yıllarca  yaptığım her kızılcık liköründe hep o günkü tadı aradım. Ama ne o rengi ne de o rayihayı hiçbir zaman bulamadım maalesef.  Üstelik sırrını da vermişti Nıvart tantik… Yaptığım bütün likörleri lavaboya boca etme pahasına yapmayı sürdürdüm.  Ta ki  Karadeniz’in dağlarında, yaylalarında yetişen yabani kızılcığı bulana kadar. 

Şimdi o tadı tutturdum, tabii ki onların ruhuna rahmet okumayı unutmayarak.

Silva Özyerli © 2014. Tüm hakları saklıdır.
powered by sinaps iletisim